Fatma's profileAllah bir demektense ece...PhotosBlogListsMore Tools Help

Allah bir demektense ecel teri dokerken ,oluversem beklenmez anda Allah bir derken!

Fatma kok

Evet, bilirim nereden geldiğimi
Alev gibi doymamış, aç
Yanar, tüketirim kendimi.
Işık olur, ne tutarsam,
Küldür arkamda kalan.
Ben ateşim besbelli.
Sayfami ziyaret Eden Herkese Cok Tesekkür Ederim..
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

http://siirlisayfalar.spaces.live.com/

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

May 12
sevgi .wrote:

 
 Nisan, yağmur ve insan... 
 
Bugünlerde yağması beklenen bereketli Nisan yağmurları, vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor.
 
 Çünkü içinde “kullanılabilir demir” var.

Kış boyunca en alt seviyeye inen vücudun demir miktarını en doğal yoldan geri kazanabilirsiniz:
 
Yağmur gördüğünüzde dışarı çıkıp bol bol ıslanın!..

Bu hafta yağmurlar başlarken etrafınıza dikkatle, fark etmek için bakın. Yaprakların boyutlarını, renklerini, tomurcukları hafızanıza kaydedin... Üşüyorsanız yağmur suyunu toplayın ve evde ısıtarak duş alın... Evcil hayvanınız varsa bu sudan içirin, mümkünse yağmurda dolaştırın. Evde yaşlılar varsa onların da ellerine, yüzüne, saçlarına yağmur suyu sürün. Hatta mümkünse hafta başında, kanınızdaki demiri ölçtürün; ıslana ıslana dolaştıktan sonra kanınızdaki demiri tekrar ölçtürün... Böyle tavsiye ediyor uzmanlar.

Nisan yağmurlarında kullanılabilir sevgi var, hissedilebilir şefkat var ve hoşgörü var... Üstelik yağmurlar mayısta da yağacak, martta da yağıyordu... Nisanda da sevgi yağmurları yağıyor yine, her yerde.

Peki biz,,, biz, nerdeyiz?.. Bu yağmurların altında mıyız?

Etrafımıza biraz daha dikkatle bakıyor muyuz; bitkilerin rengini, yaprakların boyunu ve tomurcukları görebilecek kadar?.. Yağmurlar yağarken kaplarımızı doldurmak geliyor mu aklımıza, tekrar yıkanmak için?.. Yaşlılarımızın da bundan mahrum kalmamasına çaba gösteriyor; suyu, elimizle onların da ellerine, yüzlerine, saçlarına sürüyor muyuz?.. Aynı sudan hayvanlarımıza bile içirmeyi düşünüyor muyuz?..

Fark ediyor muyuz gerçekten; nisan yağmurları yağıyor... Ve sevgi yağmurları yağıyor; bir nisandan diğer nisana kadar...

Biz altında dolaşıyor muyuz?..

Islanmayı, biliyor muyuz?..

Muammer Erkul
 
Hayırlı Cumalar..Selamun Aleykum
Apr. 10


Ey Gül!!!

Ey Resulullah bahçesinin Gavs gülü!

Seni kim bir sabah ezanında

Yıllar yılı yatağında bulabildi ki?

Bir tas su dökülmüş gibi

O cehennemleri söndürecek

Nurlu gözyaşlarının döküldüğü sırdaş yastıktan başka

Uzun secdelerin, boyun büküşün, el açışın,

Bu kadar gülenin haline ağlamakla af isteyişin.

Tarumar dünyanın gülistana çevrilişi gizliydi senin gece yarılarında

Hani hane-i saadetten çıkıp

Ağır ağır yürürsün ya,

Hasretle yol gözleyen aşıklar meydanınar30;

Saadet sokağından tövbe mescidine doğru yürürsün ya,

Bir elinde asa bir elinde gül,

Denizlerin çalkalandığı nur ummana doğru.

Sanki önünde yürüyenin ayak izlerini takip edercesine.

Binlerce sevdalının beklediği mescide. Hani o girişin var ya

Uzatırsın ya asayı nasiplisine

Yarılır ya saflar birden bire, meleşir ya kuzuların

O mübarek selamı bir verdiğinde sallanır dağlar bir bir.

Birden bire gül kokusu sarar tövbe mescidini

Çöle yağan yağmur misali

Yürürsün mihraba doğru,

Sağa sola sadakalar dağıtırsın o nurlu nazarından ey gönül Sultanı..

Dönersin sevdiğin cihetine Ay Parçam..

Gel Ay Parçam! Yandı yüreğim gel!

Gözyaşlarımla ıslatsam yollarını,

Güller sersem yollarına nazlı Sultanım, gel özledim seni.

Gel ki gözlerim murad alsın,

Gel ki bağrımın derdine bir çare ol.

Gel! Susuz çöllere döndüm, yandım aşkın ile gel! Biçareler, ümit kapısı demiş sana gelmiş gel.

Benim ümidim,

Ömrümce kapısında dilendiğim, bir tek nazar kıl!

Ey ceddinin övündüğü yüce sultan gel..

Cuma dır bugün, bayramdır. Bu gün sevindir evlatlarını gel.

Aman Allah! Güneş yüzünden mi doğar cihana?

Beyaz sarık başında, yoksa gelen sen misin ey Can?

Bu hutbede sevda var,

Bu namazda bir hal var,

Kulluk böyle olsa gerek ya Rab!

Sanki kalabalığın arasında yapayalnız gibisin. Omuzların ne geniş, dağlar mı var üzerinde?

Derdin bitmez mi senin hiç, sen sana gelen için hep gözyaşı mı dökersin?

Ey ağlayanları güldüren, karakışları yok eden bahar yüzlüm!

Açları doyuran cömert ağam! Ey biçarelerin elinden tutan kılavuz!

Ey yol bilmezlere rehberlik eden! Ey Sadatların gözbebeği!

Işığa koşuşan pervaneler misali yine ziyarete koşuşurlar birden,

Sen dinleye dinleye yürürsün, hücreye doğru.

Kısa da olsa ikindi vaktine kadar hasretin başlar.

O mescit çıkışında Ay Parçam, yönelirsin Merkada doğru,

Yol bilmezlerin tutup elini Dosta doğru.

Senin ardından üç adım da olsa Allah için atanlara ne mutlu!

Bahçedeki kuşlar cıvıldaşıp haber verdi Merkada senin geldiğini,

Pembeleşip de girdin Sultanlar huzuruna can Sultanım..

O girişte ki kurumaya yüz tutmuş ağaca nasıl da durup bir baktın!

Ne dedin gül kokulum, ne istedin gül yüzlüm?

Seninle onlar övünüyor, şahidim.

Ustası büyük olanın çırağı küçük mü olurmuş?

Sen ustalarınla övündün, alem sneinle övünüyor ey Hak Dostu!

O mübarek Kur'anı okuyup hediye ettin ya.. Arkanda saf tutanlar senin ettiğin duaya amin dedi sadece.

Şöyle bir baktım yürüyüşüne,

Elindeki asayı yere değdirişine..

Bembeyaz nurlu sarık nasıl da yakışmış ey aşk deryası! Nazar pınarlarından damla kapanlara ne mutlu!

Sevdiklerin hatırına mahşerde de peşin sıra yürüt bizi sevdiklerine doğru. Bırakma bizi nolur!

Ne mutlu yolundan gelene, candan sevene, pişmanım diyene!

Ne mutlu çorbandan yiyene, seni görene!

Sana gönül verene ne mutlu!

Apr. 3
ahmed akwrote:
Aşk ve Yolculuk
  

 

KÂİNATIN BİNBİR köşesine binler ihtiyaç ile bağlanan insan, binbir esma ile yaradılışı gereği ilgilidir. Mahiyeti yücedir insanın, fıtratı câmia. Özlemle, sevgiyle, aşkla donanmıştır ruhu.

Şiddetli ihtiyaç, özlemdir, şevklenmedir.
Şiddetli özlem ve şevklenme ise sevgidir.
Şiddetli sevgi, aşktır.

Aşkın çekirdeği, insan ruhunun derinliklerinde gizlenmiş, oraya ustaca yerleştirilmiştir. Kâinattaki binbir güzellik, aşkın çekirdeğini filizlendirmek, çiçeklendirmek, meyvelendirmek için konuşur, eser, yağar, gürler, sessiz söyler, bakar, dinler, dinletir. İlk andan itibaren yolculuğa çağırır aşkın çekirdeğini.

Aşk, aşkın olan’a ulaşabilmek, çekirdekten ağaca dönüşebilmek için uzun bir yolculuğa çıkar sonunda. İhtiyacının, şevkinin, sevgisinin derecesine göre biçimlenen bir yolculuktur bu.

Aşk, arayış gemilerine binip güzellik denizlerine açılmıştır.

Aşk, semaya gözlerini dikmiş, yıldızları seyre dalmıştır. Âlemlerin gök ve deniz şehirleri, yeryüzüyle birlikte aşkı, daha doğrusu aşkı taşıyan ruhu beklemektedir okunmak için.

Aşk, okumayı öğrendiği, okuyabildiği oranda mutluluğu tadabilecek, binlerce muştu mektubunu açabilecek yaşam seyrinde.

Mâşukun güzelliği, âşığın nazarını gerektirir. İnsan da hayret ve tefekkürle, takdir ve tahsin ile aşk yolculuğundadır; güzelliklerin farkında ise.
Güllerin ve çiçeklerin yüzlerini güzelleştiren, o güzel yüzlere arılardan, bülbüllerden âşıklar da icat etmiştir. Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratmıştır.

Okunmayı bekleyen güzellikler, çiçekte, kelebekte, göğün güzel yüzünde değildir her zaman. İnanmanın, adaletin, merhametin, ruhun da güzelliği vardır. Hastalıktaki, ölümdeki, depremdeki, musibetlerdeki hikmet güzelliği de okunmayı bekler.

Neler yoktur ki aşk yolunun üzerinde... Mucize manzaralar, denizaltı âlemleri, insan güzelliği, hayran olunası esintiler, semavatta ve insan ruhunda gizli defineler, kuş seslerindeki mesajlar... Aşk çekirdeğinin gür bir sese dönüşebilmesi, güzellikleri görebilmek ve onlarla ruhsal evrende konuşabilmek iştiyakına bağlı.
Cemal, hüsün, güzel sözcükleri değişik giysilerle çıkıp dururlar karşısına aşkın. Bazen de celalden tecelli ederler. Cemildir cemalin gözünde celal; celildir celalin gözünde cemal.

Özlem-sevgi-aşk üçlemesi, ihtiyaç temelinin üstünde yükselir. Sonsuzluk ülkesine ihtiyaç duyan, sevgiye muhtaç olan insan, aşk makamında zirvelere tırmanır. Dünya gurbetinin sancılı, sıkıntılı, hasretli bekleyişi, bir başka âlemde konuşlandırılma gerçeğinin habercisidir.
İşte insanın bekleyişi, güzellikleri arama yolculuğunun adıdır. Bu yolculuğun sonunda aşk vardır. Başında ise aşkın çekirdeği.

Aşk, güzelliklerin adında veya ardında hep “bir”ini arar. Güzellikler “bir”inin konuşmasıdır zaten. Bu ses, aşkları çağırır yanına. Aşkla güzellik arasında ise yol haritası vardır.

Kalp haritası, yol haritasıyla örtüştüğü oranda yolculuk sükûnet içinde sahile doğru akar. Kalp “aşkın” asliyetini korudukça...

Taha Çağlaroğlu


SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM FATMA
Mar. 30
Fatma kokwrote:
Tesekkurler ilahiler icin ama ben zikirli ilahi pek dinlemiyorum ethem bey..
Mar. 20
January 31

Farkında Olmalı İnsan...

Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık SudanNasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.
 
Rode roosCAN YUCEL
January 28

ZEKAYA ÇOK BOYUTLU BAKIŞ

Zeka; bireyin belli bir kültür içinde yaşantısını sürdürüp uyum yapması için gerekli olan yeteneklerin bir örüntüsüdür (Anastasi,1990). Zeka; kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasında, akıl yürütme (mantıklı düşünme yeteneği), plan yapma, problem çözme, soyut düşünme, karmaşık fikirleri kavrama, çabuk ve deneyimlerden öğrenme yeteneklerini içeren genel bir zihinsel kapasitedir. Bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yeteneklerini de kapsar.Bu yetenek sadece kitaptan öğrenme, dar anlamda akademik bir beceri veya testten alınan yüksek puan anlamında değildir. Daha çok çevremizdekileri anlamada varlıkları izleme, anlamlandırma veya ne yapacağını aklında da biçimlendirme yetenekleri ile ilgili geniş ve derin bir kapasiteyi yansıtır. Zeka yaşamın ilk on yılında büyük bir gelişme kaydetmektedir. En hızlı gelişme ilk iki yıl içinde gerçekleşir. Gelişmenin en üst düzeyine 14-18 yaşlar arasında varılır. Zihinsel güç 30 yaşına kadar bu seviyede kalır. Daha sonraki yaşlarda yeni malzeme öğrenmedeki başarı yavaş olarak azalmaya başlar, ancak öğrenilen bilgiler kaybolmaz tam tersine yaş ilerledikçe deneyimden dolayı edinilen bilgiyi kullanmadaki beceri artar. Zekanın iki yönü vardır. Soyut, potansiyel enerji olarak var olan, ölçülemeyen yönü ve bu enerjinin davranışa dönüşümü olan, ölçülebilen ve gözlenebilen yönü. Zeka dolaysız olarakgözlenemez ancak bazı açık davranışlardan vardanan bir kurultudur. Araştırmacılar zekanın doğasını anlamak için çalışmalar yapmaktadırlar. En çok sorulan sorulardan biri zekanın tek bir faktörden mi yoksa birkaç bileşenin bir araya gelmesiyle mi oluştuğudur. İlk psikologlar (20. yy’ın başında) zekanın g-faktörü (genel bilişsel yetenek) olarak adlandırılan genel bir mental faktörden oluştuğunu varsayıyorlardı. Bu faktörün (g-faktörü), zekanın her bir yöndeki performansını etkilediğini varsayarak, zeka testinin bu g-faktörünü ölçmeye yönelik olduğunu kabul ediyorlardı. Daha sonraki araştırmacılar akıcı zeka ve kristalize zeka olmak üzere zekanın iki çeşidi olduğunu öne sürdüler. Akıcı zeka, yeni problemleri ve yeni durumları başarıyla ele alabilme yeteneğini, kristalize zeka ise bilginin saklanması, beceriler, akıcı zekanın kullanılması ve deneyimlerden elde edilen stratejileri kapsamaktadır. Araştırmacılar akıcı zekanın yaşla birlikte düştüğü, kristalize zekanın yükselmeye devam edebildiği konusunda hem fikirdirler. Diğer bir kısım bilim adamı ise zekanın daha çok bölümlerden oluştuğunu ileri sürmüştür. Howard GARDNER belirli alanlarda olağandışı başarılar sergileyen insanların yeteneklerini inceleyerek yedi değişik zeka alanı olduğunu savunmuştur.Bu zeka alanlarının her biri diğerinden bağımsız olmasına karşın, herhangi bir aktivite bu zeka alanlarından birkaçının aynı anda aktif hale geçirilmesiyle oluşmaktadır.

 1. Sözel-Dilsel Zeka: Dili etkili bir biçimde kullanma, kelimelerle ve seslerle düşünme, dildeki karmaşık anlamları kavrayabilme, insanları ikna edebilme, dildeki farklı yapıları fark edebilme, yeni yapılar oluşturabilme, farklı dilsel kalıplarla ilgilenme becerisidir. Sözel-dilsel zekaya sahip olan insanlar; farklı kelimeleri, sesleri, ritimleri dinler ve tepkide bulunur. Diğer insanların seslerini, dil üslubunu, okumasını ve yazmasını taklit edebilir. Dinleyerek, okuyarak, yazarak ve konuşarak öğrenir. Cümleleri dinler, yorumlar, farklı bir tarzda ifade eder ve söylediklerini hatırlar. Okuduklarını anlar, özetler ve kolaylıkla hatırlar. Dinleyicileri konuşmaları ile etkiler. Dilbilgisi kurallarını etkili bir biçimde kullanarak yazar. Kelime dağarcığı zengindir. Farklı dilleri öğrenme becerisine sahiptir. Etkili dinleme becerilerine sahiptir. Sözel-dilsel zeka becerileri; etkili okuma becerisi, kendini ifade edebilme becerisi, etkin dinleme becerisi, etkili konuşma becerisi, yazma becerisini içerir.

 2.Matematiksel-Mantıksal Zeka: Sayılarla çalışma, muhakeme etme, tümevarım ve tümdengelim teknikleri ile düşünebilme, soyut ve sembolik problemleri çözebilme, kavramlar, düşünceler ve fikirler arası karmaşık ilişkileri algılayabilme becerisidir. Matematiksel-mantıksal zekaya sahip olan insanlar; neden-sonuç ilişkilerini çok iyi kurarlar. Somut cisimleri soyut sembolik ifadelere dönüştürebilirler. Mantıksal problem çözümlerinde başarılıdır. Hipotezler kurar ve sınar. Bulmaca ve zeka oyunlarını sever. Miktar tahminlerinde bulunur. Grafik ya da şekiller halinde verilen bilgileri yorumlar. Bilgisayar programları hazırlar. Matematiksel-mantıksal zeka becerileri; sınıflandırma yapabilme, tahminlerde bulunabilme, sıralama yapabilme, hipotezler oluşturabilme ve sınayabilme, neden-sonuç ilişkileri oluşturabilme, muhakeme yapabilme, eleştirel düşünme analiz-sentez yapabilme becerilerini içerir.

3. Görsel-Mekansal Zeka: Resimlerle, şekillerle düşünebilme, görsel dünyayı algılayabilme, şekil, renk ve dokuları zihnin gözleriyle görebilme ve bunları sanatsal formlara dönüştürebilme yeteneğidir. Psiko-motor becerilerin gelişmesiyle başlar, el-vücut-beyin koordinasyonunun gelişimi küçük kas gelişiminin çalışmalarıyla geliştirilebilir. Görsel ve mekansal zekaya sahip olan insanlar; görerek ve gözleyerek öğrenir. Kolaylıkla yön bulma becerisine sahiptir. Grafik, harita, şekil ve modelleri yorumlayabilir. Dinlediklerinden zihinsel objeler, hayaller, resimler üretir. Öğrendiği bilgileri hatırlamada bu zihinsel resimleri kullanır. Çizmek, resim yapmak, boyamak ve modeller oluşturmaktan zevk alır. Üç boyutlu ürünler hazırlar. Origami ve maketler hazırlar. Bir objenin farklı açılardan perspektifini anlayabilir, onu zihninde canlandırabilir. Öğrendiği bilgileri somut ve görsel sunuşlara dönüştürür.

4. Kinestetik-Bedensel Zeka: Aklın ve vücudun fiziksel performansla birleştirilerek belli bir amaca yönelik faaliyetlerin sergilenebilmesi yeteneğidir. Kinestetik-bedensel zekaya sahip olan insanlar zihin ve beden koordinasyonlarını etkili bir biçimde kullanırlar. Fiziksel işlerde, görevlerde denge, zarafet , maharet ve dakiklik gösterirler. Çevresini, nesneleri, eşyaları dokunarak ve hareket ederek inceler. Fiziksel beceri isteyen alanlarda (dans,spor gibi) yenilikler keşfeder ve farklılıklar yaratırlar. Rol yapma, atletizm, dans, dikiş-nakış gibi alanlarda yetenekleri vardır. Aktif katılımla daha iyi öğrenirler. Söylenenden daha çok yapılanı hatırlarlar. Organizasyon yapma özellikleri gelişmiştir. Bulundukları çevreye ve onu kapsayan sistemlere karşı duyarlıdırlar ve sorumlu davranırlar.

5. Kişilerarası-Sosyal Zeka: İnsanlarla birlikte çalışabilme, sözel ve bedensel zeka dilini etkili bir biçimde kullanarak çok farklı karakterlere sahip insanlarla kolaylıkla iletişim kurabilme, insanları yönetebilme, onlarla uyumlu çalışabilme ve insanları ikna edebilme becerisidir. Sosyal zekaya sahip olan insanlar; yaşıtları ile ya da farklı yaş grupları ile birlikte olmaktan zevk alırlar. Diğer insanların duygularına karşı duyarlıdırlar. Diğer insanları konuşmalarıyla etkilerler. Grup ve takım çalışmalarından iyi ve nitelikli ürünler çıkarırlar. Farklı kültürlere ve farklı yaşam tarzlarına çok meraklıdırlar. Toplumsal ve politik sorunlarla ilgilenirler. Güçlü bir espri yeteneğine sahiptirler. Davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilirler. İnsanların her türlü davranışını kabul edicidirler. Sözel ve bedensel dili etkili biçimde kullanırlar. Farklı ortamlara, farklı insan topluluklarına girdiklerinde kolaylıkla uyum sağlayabilirler. İnsanları organize etme yetenekleri vardır. Liderlik özellikleri vardır.

6. Kişisel-İçsel Zeka: Kendimiz hakkındaki duygu ve düşünceleri şekillendirebilme, yaşamı sürdürebilme ve yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizle, hayat felsefemizi oluşturabilme, yaşamımızı bu yönde planlama, kişisel istek ve hayaller oluşturabilme becerisidir. Kişisel zekaya sahip olan insanlar; yalnız kalmaktan hoşlanırlar. Yaşadıkları her olay veya deneyim üzerinde çok fazla düşünürler. Kendi içlerinde bir değer ve anlayış sitemi oluştururlar. Her şeyde kendilerinden bir şey ararlar. Kendi duygu ve düşüncelerinin farkındadırlar. Kendilerini farklı tarzlarda ifade edebilirler (yazar, ressam, heykeltıraş vb.). Yaşam felsefelerini oluşturmaya yönelik bir arayış içindedirler. Bireysel çalışmalardan zevk alırlar. Yaşamlarında motivasyon kaynakları, hedefleridir. Kendileri üzerinde düşünmek için çok zaman harcarlar ve sürekli bir kişisel değerlendirme süreci yaşarlar. İç dünyamızın özünde bizim kendimiz ve diğer insanlar hakkındaki düşüncelerimiz, hayallerimiz, planlarımız ve hayata bakışımız yer alır.

7. Müziksel-Ritmik Zeka: Sesler, notalar, ritimlerle düşünme, farklı sesleri tanıma ve yeni sesleri ritimler üretme, ritmik ve tonal kavramları tanıma ve kullanma, çevreden gelen seslere ve müzik aletlerine karşı duyarlı olabilme becerisidir. Müziksel zekaya sahip olan insanlar; insan sesi ve çevreden gelen sesler gibi çok farklı seslere karşı duyarlıdır, dinler ve tepkide bulunur. Müziği yaşamında kullanmak için fırsatlar oluşturur. Seslere, nota ve ritimlere karşı özel bir ilgiye sahiptir. Müziği hareketlerle birleştirerek farklı figürler ortaya çıkarabilir. Enstrümanlara karşı ilgilidir ve kullanmayı kolaylıkla öğrenebilir. Orijinal müzik kompozisyonları oluşturabilir. Ritim tutar. Seslere karşı duyarlılık, ritim tutma, özellikle 4-6 yaş arası çok yoğundur. 4-6 yaş arasındaki çocukların zengin bir müziksel çevrede bulunmaları daha sonraki müziksel yeteneğin gelişmesinde büyük önem taşır.

Nöro-psikolog Prof. Howard GARDNER, insan zekasının geniş yelpazesini görmezden geldiğimiz ve çocukları büyük yeteneklerin fark edilmediği bir sisteme yerleştirerek onlara büyük bir haksızlık yaptığımız görüşündedir. Gardner 1983’te "Aklın Çerçeveleri" adlı kitabında kültürlerin ve bilim adamlarının zekayı çok kısıtlı olarak tanımlayarak ele aldıklarını, zekanın bir veya birkaç faktörden çok daha fazlasını içerdiğini ve her insanda yedi farklı zekanın bulunduğu tezini ortaya attı. Gardner’ın bununla amacı zeka testlerinin belirlediğinin üstünde insan beyninin daha fazla sayıda zeka içerdiği gerçeğini vurgulamaktı. Gardner’a göre zeka; yaşam boyu karşılaşılan farklı durumlarda problemleri çözme ve yeni ürünler ortaya çıkarma kapasitesidir. Bir çoklu zeka testi yoktur ancak her zeka bölümü kendine özgü yöntemlerle değerlendirilebilir. IQ’nun hayattaki başarı konusunda zayıf bir gösterge olduğu düşünülmektedir.

Rode roosAlinti 

January 04

DİLENCİ


Sen, köşe başına oturmuş,
Bir ekmek parası için,
Avuç açan
Adam.
Emin ol, farkımız yok,
Birbirimizden.
Belki sen, ömür boyu
Dileneceksin.
Birinin vermediği,
Bir ekmek parasını,
Bir başkasından isteyeceksin.
Ama ben, ömrümde
Bir kere dilendim.
Bir vefasızın,
Aşkıydı,
Kalbiydi,
Sevgisiydi derdim.
Öylesine boş!...
Öylesine boş!...
Kaldı ki elim…
Yemin ettim;
Bir daha,
Dilenmeyeceğim…
Rode roosDayicimdan
November 30

Hayatin gayesi

“Dünyaya bir kere gelinir. Sonun başlangıcı yoktur. Gülün, eğlenin, bir yıldırım hızıyla geçen ömrünüzü zevk ve safa ile geçirin. İman, ahiret, ibadet, helal, haram, ölüm gibi size sorumluluğunuzu hatırlatacak ve zevklerinizi kısıtlayacak kavramları düşünmeyin. Siz bir kelebek kadar hür ve kayıtsız olmalısınız.”

Yukarıdaki ifadeler bir hayat felsefesidir ve adına hedonizm denir. Dilimizde “hazcılık” veya “zevkçilik” diye ifade edilebilir. Kökleri Eski Yunan’a kadar gider. Günümüzde pek çok insan bu felsefeyi savunuyor ve hayata sadece zevk gözlüğüyle bakıyor.

Şunu unutmayalım ki zevk, gaye olursa, aile zayıflar. Çünkü toplumun çekirdeği olan aile, ancak fedakârlıklarla ayakta durabilir. Kadını, “yasak zevklerin aracı” kabul eden zihniyet, şefkat kahramanı anayı tanımaz. Onlara göre çocuk ise, keyif aracı olan parayı paylaşarak azaltan düşmandır; doğmadan öldürülmelidir!

Aşiretleri devlet yapanlar, kahramanlardır. Esir milletleri, efendi haline getirenler, ideal adamlarıdır. Ölüm uykusuna yatmış toplumları ayaklandıran, coşturan ve yüce hedeflere koşturanlar, alp erenlerdir. Şahsi arzuları peşinde sürüklenenler kahraman olamazlar. Sefahat döşeğine rahat için yatanlar, fedakârlık edemezler. Benciller, ölüme gülümseyen, mana için yaşayıp dava için ölenleri anlayamazlar. Bunlardan meydana gelen toplum, içinden çürümüştür.

Hayatın gayesini zevk zannedenlerin akılları gözlerine, beyinleri midelerine inmiştir. Maddi zevkten başka zevklerin de olabileceğine ihtimal vermezler. Açı doyurmanın, yetimi okşamanın, düşküne yardım etmenin hazzına yabancıdırlar. Gürültülü müzikten, kasıkları patlatan komediden, şehvet kokan edebiyattan hoşlanırlar. Ömürleri, yeni zevkleri hayal etmekle geçer.

Zevkin sınırı yoktur. Tekrarlanan hazlar, tat vermez olur. O zaman yeni ve değişik zevklerin peşine düşerler ve ortaya bin bir türlü rezillik çıkar. Halbuki zevk, vasıtadır. Bu duygu, ferdî hayatın ve neslin devamı için yaratılmıştır. Yiyeceklerde zevk olmasaydı, yemek içmek bir azap olurdu. Yiyemez, içemez ve zaruri ihtiyacımız olan gıdaları alamazdık. Hayat devam etmezdi. Aynen bunun gibi, evlilikte lezzet olmasaydı, aileler kuramaz, çoğalamaz, yeryüzünü şenlendiremezdik. İnsan nesli kesilirdi.
 
Rode roosAlinti
October 28

Sen yoksun.........

Boşuna yağıyor yağmur...
Birlikte ıslanmayacağız ki.....
Boşuna bu nehir......
Çırpınıp pırpırlanması.....
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki...
Uzar uzar gider..
Boşuna yorulur yollar..
Birlikte yürüyemiyeceğiz ki..
Özlemlerde ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız..
Birlikte ağlayamayacağız ki
Seviyorum seni boşuna..
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı bölüşemiyeceğiz ki ...

Rode roos

October 06

Hakiki aşkı bulana kölelik sultanlıktır

 
 
        Uzun boylu, ay yüzlü bir kız vardı kasabanın birinde. Onun sevgisiyle herkes yolunu yitirmişti. İşi gücü dilberlikti, bez yıkarken saçlarını çözer, eteğini beline toplar âşıklarının gönüllerine ateş çalardı.
        Kemale ermiş, yaşını başını almış bir adam da Âşık oldu ona ve tez vakitte kemalini yitirdi, tecrübeli aklı deliliğe yaklaştı, yüzünün aşkıyla beli iki kat olup gönlü bela zinciriyle bir girdapta kaldı. Sonunda dayanamadı, kendini ona vakfetti, her işi onun için, her şeyi onun adına yapmaya başladı. Ücretle iş yapsa kazancını ona sunar, eline altın geçse gider o gümüş bedenliye verirdi. Bir gün genç kız kendisine dedi ki:
          -Yanışın her an biraz daha artmada, ama aşkta masraf ziyade gerek, sendeki sermaye yalnızca aşk olursa mutfak boş kalır, daha fazlaya gücün yetmezse geç bu sevdadan, davul dengi dengine demişler…
          -Sevgili, dedi âşık, bedeninde bir avuç ilikten, bir parça deriden başka bir şey kalmadı yolunda harcayacak. Bari beni sat da elde ettiğinle bir müddet daha hoş ol.
        Genç kız âşığını derhal Mısır’a götürdü, orada bir kürsü kurmuşlar, âdet etmişler, satıcı kürsüye oturur, kölesi ayakta durup müşteri beklerdi. Bir müddet beklediler. Adam hiç üzüntü göstermiyor, hiç boynunu bükmüyor, hatta müşteri çıktığı vakit baş gösterecek ayrılığı da aklına getirmiyordu. Bir adam gelip genç kıza sordu:
   - Şu ayakta bekleyen ihtiyar senin kulun mu?
   - Evet , benim kulumdur!..
      O sırada ihtiyar düşüp bayıldı. Adam pazarlık ile onu satın aldı ve kendine geldiğinde şehrin dışında bir mezarlığa götürdü. Meğer o adamın babası ölmüş, o da babasının ruhu için bir köle azat etmeyi ahdetmiş, ihtiyarı satın alması bundanmış. Mezarın başında zavallı ihtiyarı azat edip cebini de altınla doldurduktan sonra gönlünü şad etmek için dedi ki:
         -Diliyorsan ey ihtiyar, Mısır’da kal, malın eksilmez, seni gözetirim.
        -Dilersen de var git, çünkü artık hürsün, kendi kendinin sultanısın.
     İhtiyar teşekkür ederek genç kızın ardınca koşup yetişti ve altınları avucuna sayıp gönlünü alana yine gönlünü teslim etti. Dünyayı onun yüzünde apaydın görüyordu ve dedi ki,
       -A sevgili! Şu gönül, senin için satılmaktan aldığı lezzeti bugüne dek hiçbir şeyden almadı. Hele’ benim kulumdur!’ dediğin andaki saadetim,sanmam ki başka bir kimsede olsun!.. Haydi yine beni pazara götürüp mezada ko!.
 
AşknameKırmızı gülİskender Pala
minyatur_1_4
August 29

hint masalından...

Bir Hint masalında ; Kedi korkusundan devamlı endişe içinde yasayan bir
fare vardır.
Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi
olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya
baslar.

Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği
yerde avcıdan korkmaya baslar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu eski haline döndürür.Ve der ki, "Sen cesaretsiz ve korkak birisin.
sende sadece bir farenin yüreği var.. O yüzden ben sana yardim edemem."
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor:
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.
Rode roos
August 13

Hasretinem hasreta

Ya Rasulallah yüzüme vurma yüzüm karasın,
Aşık olan can-ı dilden maşukunu arasın,
Cennet-i Aladan bize cemalin gösteresin,
Hasretinem ya Muhammed, hasretinem hasreta.


Ta kıyamet haşrolunca arasatın dehşeti,
Nefsi nefsi çağrışırlar cümlesinin ümmeti,
Ol Ebu bekir, Ömer, Osman, Ali’nin hürmeti,
Kıl şefaat ya Muhammed şah-ı sultan-ı rasul.

Atam, anam, tatlı canım, yoluna olsun feda,
Şükür bizi ümmet etmiş sana ol bari hüda,
Ben bu aşktan dönmezem, ki beni yaksalar oda,
Hasretinem ya Muhammed hasretinem hasreta.

Ravza-i Nur-u Münevver, bugün geldi hem yanıma,
Ya Rasulallah meded eyle, mahşerde benim feryadıma,
Atam, anam, gavm-ı gardaş hem ab-ı ecdadıma,
Kıl şefaat ya Muhammed şah-ı sultan-ı rasul.

Hürmetin bildim bugün, hakka feryad eyledim,
İtikadım ihlas ile, kalbimi pak eyledim,
Mal, mülk, can, yolundahep terkeyledim,
Hasretinem ya Muhammed hasretinem hasreta.

Hürretin çün dendi ancak kafi nun,
Ayağına secde kıldı, inuben ay ile gün,
Bir zayıf ümmetine, in’am ihsan et bugün,
Hasretinem ya Muhammed hasretinem hasreta.

Aklı olan gece gündüz durmaz seni fikreder,
Gökte melek, yerde insan daim ismin zikreder,
Sana ümmet olan her haline her gününe şükreder,
Hasretinem ya Muhammed hasretinem hasreta.

 

Ben bu dunya mahlukunda asla bulamdim vefa,

Senin askina duseli surerim zevk-u sefa,

Hak tealanin habibi ya Muhammed mustafa,

Hasretinem ya Muhammed hasretinem hasreta.

 

Söyler sözün hakk’a dertli Bilalim,
Ağlar gözüm yaşı, durmaz melalim,
Cümle alem bilmedi başımdaki bu halim,
Hasretinem ya Muhammed hasretinem hasreta.

Rode roosBilal Nadir KUTLUBAY

 

August 12

Allah (cc) Katında Üstünlük Takva İledir

Yaşamlarını sadece dünya hayatının varlığı üzerine kuran kimi insanlar, kişilere üstünlük ve ayrıcalık kazandıracak olan nitelikleri, dünyevi birtakım değerlerle sınırlandırmışlardır. Bir kimsenin mal mülk sahibi, itibarlı olması, belirli bir kariyer ya da şöhret kazanmış olması, daha üstün fiziksel özelliklere sahip olması, bu bakış açısını benimsemiş olan insanlar için büyük önem taşımaktadır. Tüm bunları bir insanın hayatı boyunca elde edebileceği en üst özellikler olarak düşünürler. Eğer kendileri bu kişilerde olan özelliklere sahip değillerse, o kişilere büyük saygı duyar ve onlarla kıyasladıklarında kendilerini onlara göre daha değersiz bulurlar.

Bu üstünlük ölçüleri çeşitli toplumlara göre değişiklik göstermekle birlikte genellikle aynı çerçeve içerisinde kalmaktadır. Oysa Allah (cc) Kuran’da, insanlar için en güzel ve en doğru hükmün Rabbimiz’in hükmü olduğunu bildirmektedir. Kuran’da insanlar arasındaki tek üstünlük ölçüsünün kişilerin takvaları olduğu şöyle haber verilmiştir:

“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)

Bir başka ayette ise Allah (cc), “… Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının.” (Bakara Suresi, 197) şeklinde buyurarak, insanlara elde edebilecekleri en hayırlı özelliğin takva olduğunu bildirmiştir. Dolayısıyla insanların asıl hedeflemeleri gereken, mal mülk, şan şöhret gibi maddi değerler değil, kişiyi hem dünyada hem de Allah (cc) Katında değerli hale getirecek ve üstünlük kazandıracak olan ‘takva’ olmalıdır.

Allah (cc) bir başka ayetinde de, kimi insanlar arasında bir üstünlük unsuru haline gelmiş olan zenginlik yerine, Rabbimiz’in fazlını istemenin daha makbul olduğunu şöyle bildirmektedir:

“Allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah’tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah herşeyi bilendir.” (Nisa Suresi, 32)

Allah (cc)’ın bildirdiği tüm bu ayetlerden anlaşıldığı gibi, üstünlüğü dünyevi özelliklerde aramak büyük bir yanılgıdır. Tek üstünlük Allah (cc)’ın bize bildirdiği gibi imanın ve takvanın üstünlüğüdür. Peygamber Efendimiz de bir hadislerinde bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır.

“Ey insanlar dikkat ediniz! Rabbiniz tektir. Arabın, Arab olmayana, Arab olmayanın Arab’a, siyahın kırmızıya, kırmızının siyaha, takvadan öte, hiçbir üstünlüğü yoktur. Şüphesiz Allah Teala katında en üstününüz, Allah Teala’dan en çok korkanınızdır.” (Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 5/411)

Rode roosAlinti

June 26

25 yaş sendromu

bu yazı ınternette dolaşırken buldum okuyun bakalım arkadaşlar sızde aynı düşüncelerde mı sınız?ben katılıyorum 25 ağır bir yaş ve sanırım sendromu yaşıyorum :(( sızlerın fıkırlerını de merak edıyorum. tum arkadaslarin birer birer evlenmesi, universite sonrasi ne yapacagini bilememek, askerlik sorunsali, aileden kopus gibi konuslarin ust uste gelerek insana blue cagindan sonra ilk yas sendromunu yasatan olaylar zinciri... hayatı daha hızlı yaşamaya çabalamak gibi sonuçları olabilecek, bugünden itibaren içinde bulundugum sendrom, merdivende nefesin tükendiğini zannetmek araba kullanırken eskisi kadar seri davranmadıgınızı düşünmek gibi temelleri de mevcuttur insanın içindeki "neydim ben bir zamanlar" dürtüsünün son uzantısı.. ardından gelen 26, 27, 28 ve 29 yaş sendromları dolayısıyla unutulan sendrom.... ilk sendromu kozmetik magzasındaki satış temsilcisi başlatır: -nasıl krem istiyorsunuz? yaşınızı ögrenebilir miyim? -eee 25.. -kırışık önleyicili gece bakım kremine ne dersiniz? -ııı şeyyy e peki... tüketim toplumu bu kadar erken yaşlamdırma bizi!!! 20 yaşındayken "otuza merdiven dayadım" düşüncesinde olanların pek etkilenmedikleri sendrom. 25 ya$inda olmak 30 'a gun saymaya ba$lamak demektir. insan once yapmak isteyip de ba$aramadiklarinin agir baskisini ustunde hisseder. artik kacabilme $ansiniz yoktur. erteleyemezsiniz. siz ertelenmi$ zamandasinizdir, bu yilginlik yaratir.... eskiden var olan hayalleri unutun. gercek artik gozunuzun onundedir. $ansli olanlardan biriyseniz sevdiginiz i$i yapmaya ba$lami$sinizdir. okulunuz bitmi$tir. ciddi bir birliktelik, camper marka ayakkabilar, mojo da gecirilen cumartesi geceleri... $anssiz olanlar ise hala tutanacak bir dal, tunelin sonunda sapsari bir i$ik beklerler. onlari hala beklerler. istedikleirni ba$armak icin varolan enerji kaybolmak uzeredir, yorgundurlar... i$te tum bu semptomlar 25 ya$iniza geldiginizde ba$lar. sorumluluk sahibi oldugunuzu hissedersiniz ki bu durum hic de ho$unuza gitmez. siz 2000'e girilen yilba$inda neler yaptiginiz anlatmaya ba$larsiniz. bir anda farkedersiniz ki anlattiginiz ki$i o yilba$i yaninizda olanlardan biridir. hic bir $ey degi$memi$tir. ya da henuz olanlarin farkinda bile degilsinizdir... mutemadiyen yorgunluk... ama 25 şanslı bir yaştır. hayat size hem maddi sorumluluğu, hem manevi sorumlulukğu; hem çalışmadan yaşanmayacağını, hem sevmediğiniz bir işle ömür geçmeyeceğini, hem mükemmel ilişki'nin imkansızlığını, hem de onu aramaktan vazeçilemeyeceğini filan öğretmiştir; daha doğrusu vura vura kafanıza sokmuştur... şimdi geriye tek bişey kalmaktadır; seviyorsanız, hayatınıza tam gaz devam etmek, sevmiyorsanız, onu yıkıp yeni baştan inşaa etmek bunun için öngörülebilecek en keyifli, en kolay yaştır 25...
 
Rode roosAlinti
May 09

Seçim Senin !

Çaresizlik öğrenilmiştir...
Başarılı olmak da öğrenilebilir...
Sende sandığından daha fazlası var...
Gelebileceğin en iyi yerde değilsin...
Yeni bir hayat için gereken,yeni bir akıldır...
Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur...
Rüzgarı suçlamayı bırak yelkenleri kullanmayı öğren...
Seyirci koltuğundan sıkıldıysan sahneye çık...
Zirvede her zaman bir kişiye daha yer var...
Herşey Seninle başlar !
Başkaları yapabildiyse,sen de yaparsın...
Hayatta ya tozu dumana katarsın,
Ya da tozu dumanı yutarsın...
Seçim senin !
Rode roosalinti
May 02

Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Rode roosNecip Fazıl Kısakürek

March 22

HAYAT…

Gidene kal demeyeceksin. ..
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..

Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.


Rode roosNIETSZCHE

OZGURLUGUN BEDELI

Ticaret için Hindistan’a gidecek olan bir tüccar yol hazırlığı yapıyordu.
Bu sırada evdeki tüm yakınlarına ayrı ayrı, “Hindistan’dan ne istersiniz, size ne hediye getireyim?” diye sordu. Her biri ayrı bir şey istedi.
Tüccarın bir de papağanı vardı. Özgürlükten mahrum, kafes içinde yaşayan güzel bir kuştu. Tüccar ona da sordu:
“Ey güzel kuşum, senin vatanına gidiyorum. Sen Hindistan’dan ne istersin?”
Papağan:
“Ben bir şey istemiyorum. Sadece orada özgür papağanlar gördüğünde benden bahset ve de ki: ‘Benim de sizin gibi ama kafese mahkum ettiğim bir papağanım var. Size selâm söyledi. Ben gurbet illerde özgürlükten mahrum, sizin hasretinizle can vereyim, siz serbestçe dağlarda, kayalıklarda dolaşın reva mıdır? Hiç olmazsa seher vakitlerinde bu garibi de hatırlayıp dua edin ki ben de birazcık rahat olayım” dedi.
Kervan hazırlandı, tüccar yola koyuldu. Haftalarca süren yolculuktan sonra Hindistan’a vardı.
Tüccar kayalıklara konmuş birkaç papağan görünce kendi papağanının söylediklerini hatırladı. Atını durdurup onlara seslendi:
“Hey güzel kuşlar! Ben falan memleketten ticaret için buraya geldim. Benim de sizin gibi bir papağanım var, size selâm söyledi ve böyle böyle dedi.”
Tüccarın sözü biter bitmez o papağanlardan birisi titremeye başladı ve düşüp öldü.
Tüccar bu haberi verdiğinden dolayı bin pişman oldu. “Keşke onu üzüp ölümüne sebep olmasaydım. Herhalde bu, benim kuşumun bir akrabasıydı” diye düşündü.
Neyse ölenle ölünmez ya! Tüccar kuşları bırakıp işine döndü. Kısa zamanda alış-verişini tamamlayıp memleketinin yolunu tuttu. Evine varınca herkesin hediyesini bir bir dağıttı. Kafeste olanları seyreden papağan:
“Benim isteğimi yerine getirdin mi? Hemcinsim papağanları görüp selâmımı ve söylediklerimi ilettin mi? Ne gördünse bana anlat!” dedi. Tüccar:
“Sevgili kuşum, kusura bakma ama anlatmasam daha iyi olur. Çünkü hatırladıkça benim içim yanıyor, bari seni üzmeyeyim.”
Papağan ısrar edince tüccar istemeye istemeye anlatmaya başladı:
“Tarif ettiğin yere varıp dostların olan papağanları görünce yanlarına gittim, selâmını ilettim ve söylediklerini anlattım. Ancak içlerinden biri senin haline çok üzüldü ve ben sözümü bitirir bitirmez titremeye başladı ve düşüp öldü.”
Tüccarın sözlerini duyar duymaz papağan da kafesin içinde titreye titreye öldü.
Bunu gören tüccarın aklı başından gitti. Külâhını yere çalarak ağlayıp sızlamaya başladı.
“Ey güzel kuşum, birden bire sana ne oldu, dilim kopaydı da keşke anlatmaz olaydım” diyerek dövündü, ağıtlar yaktı.
Sonunda ölü papağanını kafesinden çıkarıp pencerenin kenarına getirdi. Ama ne görsün, papağan birden bire canlanıp pırrr diye uçmaz mı! Uçtu ve karşı ağacın dalına kondu. Şaşırıp kalan tüccar, “Ey güzel kuş, bu ne iştir bana anlat, bu hileyi nasıl öğrendin de beni aldattın” dedi. Papağan konduğu daldan özgürce konuştu:
“Sevgili efendim! O Hindistan’da gördüğün papağan benim halimi senden dinleyince düşüp ölmüş gibi yaparak bana bu mesajı gönderdi, ‘Eğer kurtulmak istiyorsan ölmeden önce öl!’ dedi. Ben de gördüğün gibi öyle yaparak kafes hapsinden kurtuldum.”
***
Peygamberimiz, “Ölmeden önce ölün” buyuruyor. Yani “Ölümü hatırlayarak günahlardan korunun, ölümü düşünerek nefsin tutsaklığından kurtulun” diyor.
Her yaşadığı günü ömrünün son günü imiş gibi yaşayarak bu peygamber tavsiyesine uyan insan, nefsinin isteklerini yerine getirmeye mahkum bir esir gibi değil, nefsine ve arzularına karşı özgür biri olarak yaşar.

Rode roosmesneviden

February 24

SABRET GÖNÜL SABRET

Ey gönül hayat süprizlerle doludur. Kimi zaman saadeti kaybetmenin hasretiyle kavrulurken kimi zaman da ummadığın bir saadetin tebessümüyle sürur bulursun.Çektiğin ıstıraplar elemler ve tarifsiz kederlere sabretmenin ateşiyle pişer bir zaman sonra o ateşte lezzet bulursunun.

Bu yüzden ey gönül,ateşten korkma Sabrın sineleri yakan o lahuti ateşinde piş ki lezzet bulasın. İşte ey gönül, çoğu bela ve musibetlerin değişmez kaderimiz olması bütün çabalarımıza rağmen korku ve endişenin o muziç çemberi içinde sabra mahkum edilişimiz, bu diyarda hep böyle mahzun kalışımız hep bundan Güneş yakacak meyveler sabırla olgunlaşacak

Tohum toprağın derinliklerinde sabra mahkum sen dünya denen şu çileler,elemler, ayrılıklar,hasretler yurdunda…Tohum, bir müddet toprağın karanlıklarında kalmaya tahammül edecek. Çürüyecek çürürken, canını toprağa katarken sabredecek, sabrın acısına katlanacak sonra filiz verecek hasretini çektiği gün ışığına kavuşacak bir ağaç olacak gökyüzünü kucaklayacak.

Sen de öylesin ey gönül Sen de korkunun endişelerin elemlerin zindanında kalmaya tahammül et. Acılara katlanmanın nice nimetlere hasret yaşamanın ateşinde pişecek lezzet bulacaksın. Hayat bulmakhayat vermek için

Ey gönül acılara sabret. Çünkü onlar seni kahretmek için değil sınamak, terbiye etmek kemale erdirmek için gelirler Hem de geçicidirlerebediyen kalmayacaklar. İmana ve ümide sarıl. Bil ki hiçbir gece ebedi değil her karanlığın sonunda bir fecir saklı.

Alemlerin Rabbi ne c.c.kalbin sahibine kulak ver ey gönül. Sabrı öğren gayesini anla.Ne olur gözlerin yaşarsa da dilin ancak Rabbinin razı olduğu söz söylesin. Bu yaşlara katlanmayı bil ey gönül varacağın menzil hatırına. Düşün ey gönlüm onları sana yönelteni düşün… Bu kutsi çileleri Allah misafirleri olarak ağırla.Müminlerin o sözüne bütün ruhunla katıl. Bunu diline vird et aradığın her teselli onda saklı Onlar ki…Onlara bir musibet isabet ettiği zaman şöyle derler Biz Allaha aidiz ve elbette sonunda Ona döneceğiz.


Ve Peygamberini Peygamberleri düşün. Sabır onların ahlakı. Bak Yusufundan ayrı düşen gözü yaşlı Yakup Peygamber nasıl sabretmiş.Hz. Eyyub a.s. sabır ateşinde nasıl yanmış. Ve o sevgililer sevgilisi ve Onun mübarek sahabileri…Hüzün yıllarında Şibi muhasarasında TaifteTebükte Bedirde Uhudda Hendek savaşında sabır şerbetini nasıl yudum yudum içtiler. Bir adım sapmadan kalplerini sahibinden bir an ayırmadan nasıl ışıdılar nasıl ışık verdiler…Sakın sende yolundan şaşma ey gönül itaat et. İtaatında sabır ve sebat et.Zira bu yol sabırdan ibaret.

Sabrın zıddı aceledir.Acelenin meyvesi ise pişmanlıktır üzüntüdür ey gönül. Öyleyse çabalarının amellerinin mükaatını beklerken ne olur acele etme. Sabrın özündeki tevekkülü gör her şeyin sahibine dayanmayı öğren.Beklediğin ilahi yardım yalnızca sabrın sonunda gelecek ey gönlüm.Ama sakın tuzağa düşme tedbirsiz sabır çalışmadan yapılan tevekküle benzer. Önce tedbirinetedavine sarıl sonra sabret. Hiçbir müsibete ağır ve çekilmez gözüyle bakma.

Evet sabır acıdır ey gönlüm. Bunu en iyi sen bilirsin. Gelecekten ümidi beklentisi olmayan bir yürek bu acıya tahammül edemez bunu da bilirsin. Hangi ümit diye sorma bana bütün ümitler imanında saklı. İmanın var demek ki ümidin var. Gideceğin yer göreceğin cemal var. Senin menzilin var. Seni hasretle bekleyen cennet ehli var.Sana kucak açmış ebediyyet var.

Şimdi sus gönlüm. Sus ve teslim ol. Fani umutlarla tükenmekten vazgeç. Dünya buna değmeyecek kadar kısa. Sabır zamanı kısa. Bir şimşek ışığının parıltısı kadar kısa.

Unutma ey gönül burası dünya.. Sefası da fani cefası da…Fakat ebediyyet var ebedi vatan. Orada nankörler için hazırlanmış bir ateş mahzeni var ki orada sabah olmayacak horozlar da ötmeyecek. Orada sabretmek imkansız.

Öyleyse nankör olmaktan kork ve ey gönlüm, geçici elemlere ve imtihanlara sabret. Bilirim bu dünya bir imtihan yurdu bir zindan. Ama duvarlarında daima ümide kurtuluşa selamete açık iman ve ümit pencereleri var. Bu pencerelerden mesut geleceğini gör. Sen ki narin kanatlı bir kelebeksin.İlahi takdirin imtihanını minicik gövden de bulmuşsun. İlahi mukadderatın göklerinden gelen kaza oklarına hedefsin. Göklerin ve yerin yüklenmekten sakındığı emanet omuzlarında.

Bazen belin bükülecek dizlerin dermansız kalacak.Ama sakın sabrın tükenmesin ey gönlüm ruhunu ebediyete taşıyorsun.

Sabret gönül şurada karşı kıyıya ne kaldı Bu dünya zindanına muvakkaten mahkumsuN şükret ki müebbeden değil

Sabret gönlüm yol çok uzun değil az kaldı

Rode roos(alintidir)

February 22

Bundada vardir bir hayir

Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itbaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.
        Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:  "Bunda da bir hayır var!"
     Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:  "Bunda da bir hayır var!"
     Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?" Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
     Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu.
Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.
Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı. "Haklıymışsın!" dedi. "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü birşeydi."
"Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı. "Bunda da bir hayır var."
"Ne diyorsun Allah aşkına?"
diye hayretle bağırdı kral. "Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir."
"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?" Ve sonrasını düşünsene?
Rode roos
February 15

Hasret

Dünyâ'nin fâni oldugu ne kadar belli degil mi?

Her sey gelip geçiyor, zaman akiyor

Ancak Bâkî Mekân'da ki vuslâtimiz bize kâr eder

Yoksa her gün yüzünü görsem,

Her gün sesini duysam nâfile...

Seviyorum iste!.. Belki bu, sana hasretimin yegâne târifi

Belki de ben seni sevmeye hasretim..

 

Rode roos

Gözlerimden düşen yaş denizi ıslatıyor.

sevda kilim, hasret nakış gönül derdi dokuyor.

 çatlayası deli yürek sen diye atıyor

güzel gözlüm burası sen kokuyor..

Rode roos

Ümidim yılların seline düştü,

saçının en titrek teline düştü.

kuru yaprak gibi eline düştüm.

Sakın bırakma beni...

Rode roos

Yâr o ki, hep yâdında;

Ekslimez ve eskiltmez.

Murâdı murâdında,

Seni bırakıp gitmez.

Rode roos

January 28

Dunyayi sirtladinizmi

materyalist yaşamakla,herşeyi dünyada yapıp etmeye çalışmakla olmuyor..ahlaki değerler lazım..

insanları öldürmekten hiç çekinmeyen,astığı astık,kestiği kestik bir eşkıya bir gün bir bilgeye rastlar..

bilge onunla ilgilenmez,kaale almaz..eşkıya buna sinirlenir,

-sen benim kim olduğumu biliyor musun,der,,
gözümü kırpmadan senin başını gövdenden ayırabilirim..

bilge zerrece endişe etmez,

--peki sen benim kim olduğumu biliyor musun?
gözümü kırpmadan başımı verebilirim,der..

kıssadan hisse,bilgemiz dünyayı bol bir elbise gibi üzerinde taşıyor..her an terk edebilecek kadar rahat..dünyayı sırtlanmamış,dünyanın sırtına çıkmış,rahat adam..

materyalist yaşamakla,herşeyi dünyada yapıp etmeye çalışmakla olmuyor..ahlaki değerler lazım..

İsa Mesih'in dediği gibi,insan sadece ekmekle yaşamaz..

ya da Hz.Muhammed(as)'ın öğrettiği üzre,komşusu açken tok yatan bizden değildir,yarım hurmayla olsa bile sadaka ver,tebessümde sadakadır,kendin için istediğini başkası için de istemedikçe iman etmiş olmazsın,dünyada bir ağacın altında gölgelenen yolcu gibiyim..

eskilerde demişler ki,kanaat en büyük hazinedir,azla yetinmeyen çoğu bulamaz

ancak bu felsefelerin insanları ölümü sevgiliye kavuşma olarak algılayabilir...

(calinti) Rode roos

mutlumusunuz??

 Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam bir çok arkadaşım var demektir... Faturalarımı zorlukla da olsa ödeyebiliyorsam, bir işim var demektir. Pantalonum biraz sıkıyorsa, aç kalmıyorum demektir... Gölgem beni izliyorsa, güneş ışığını görüyorum demektir... Park ettiğim yerden iş yerime kadar yolu uzun buluyorsam, iyi yürüyebiliyorum demektir... Metro beklerken yanımdaki adam anahtarlarıyla oynuyor ve bu sesten o rahatsız olmuyorsa, ben iyi duyuyorum demektir... Camları silmem, musluğu onarmam gerekiyorsa, bir evim var demektir. Doğalgaz faturam yüklü geliyorsa, ısınıyorum demektir... Yığınla ütülenecek ve yıkanacak çamaşırım varsa, yığınla giyeceğim var demektir. Çalar saatimin sesiyle, sabahın köründe uyanıyorsam, yaşıyorum demektir... Akşamları kendimi yorgun hissedebiliyorsam ve bacaklarım ağrıyorsa, o gün ben üretici olmuşum demektir... Ev telefonum sık sık çalıyorsa, beni seven insanlar var demektir...
Ve tüm bunların ayrımını yapabiliyorsam, ben MUTLUYUM demektir. YA SİZ......?????
Rode roos
January 19

AHIR ZAMANDA CAHIL OLMAK

Ahirzamanda cahil olmak, cahilane bulunmak veya cahiliye döneminde ki gibi yaşamak...

İlim okumak, âlim olmak kâinattaki nizam, mizan, intizamı görmek ama Allah'ı bulamamak, görememek...

Kur'an'a bakmak ''Düşünmez misiniz, Tefekkür etmez misiniz'' ayetlerini okumak, sivrisineğin gözünden, güneşin vazifesinden, koyunların melemesinden, ineklerin süt çeşmesinden anlamamak, yaratılış hikmetlerini kavrayamamak, Cenab-ı Hakka yönelememek...

Her gün her gün yemek yemek, su içmek, havayı teneffüs etmek ama Allah'a verdiği bu nimetlerin mukabilinde şükür edememek...

Genç iken gençliğin değerini bilememek, günlerini taat üzerine geçirememek, gençliği zayi etmek...

Eline, diline beline hâkim olamamak...

Sağlıklı olunca şükredememek, hastalanınca nankörlük edip 'Niçin, Neden benim başıma geldi' diye gevezelenmek...

Dünyayı ahiretin tarlası bilmek ama ekememek, ahirette mahsullerini biçememek...

Dünyanın geçici olduğunu bilmek ama güzel yüzlerin toprak olacağını, ceylan gözlerin yere akacağını unutmak, fani pis heveslerin peşinde koşup sürüklenmek...

Dini yaşayanlara irticacı, mürteci, deli, gerici denmek...

Aynı anne ve babadan dünyaya gelmek ama birbirine düşman olmak ana, baba, ced ve atasını inkâr etmek, onları kabul etmemek...

Bir buz parçası nevindeki enaniyetini Allah için eritememek, ene'nin boynunu bükememek...

Cenab-ı Hakkın her gün verdiği yirmi dört saatini görmek, bilmek ama istediği bir saatini ona verememek...

Geçici pis heva ve heveslerin peşinde sürüklenmek, dinlenmemesi gereken şarkıları dinlemek, içilmemesi gereken pis müskirleri içmek...

Söz verip sözünde durmamak, yardıma muhtaç ellere uzanmamak...

Zeki geçinipte necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun suallerine cevap verememek...

Buğday ambarında bulunduğu halde açlıktan midesini kurcalamak...

Cahiliye döneminde gömülen kızları hatırlamak ve hatırladıkça bu zulüm karşısında içi kanamak, gözlerinden yaşlar akmak ama kızlarını cahilane dalalet vadisine sürüklemek, günahlar şehrine güle oynaya salmak, cehennemde onların yerlerini elleriyle hazırlamak...

Allah'ı bilmek, ona iman etmek, peygamberlerini, meleklerini, ahiretini bilmek ve bunların hepsinin elmas kıymetinde olduğu bilmek ve aynı zamanda dünyanın fani ve geçici olduğunu bilmek... Elması elmas bildiği halde kırılacak cam şişesi hükmündeki dünyanın peşinden sürüklenmek...

Kısacası ahirzamanda cahil olmak, cehaletinin farkına varmamak demek...

Rode roosRabbim bizi kalbi kara cahiller olarak yasatmasin ins...

 
semazen  
Photo 1 of 19